Travel Skincare Essentials

30 Ocak 2015 Cuma


Geçen haftaki Giresun yazımı okuyanların da hatırlayacağı üzere yılbaşında ailemin yanına gitmiştim. Instagramda'da da orada olduğum süre içerisinde götürdüklerimi paylaşmıştım. 

Cilt tipim karma ve hassas. Rutinimde yaptığım en ufak bir değişiklik bile etkiliyor. Bu yüzden kullandığım cilt bakım ürününlerinin mini boyunu bulabilmek büyük avantaj. Özellikle Bioderma misel su yeri değişmeyen bir ürün olduğu için gitmeden küçük boyunu almıştım. Daha önceki bir alışverişimde tester gelen ve denemek için yanıma aldığım Cyréne'in Instant Calm toniği tüm beklentilerimi karşıladı; hatta cildimin hava değişimi yüzünden çılgına dönmesini engelledi. Büyük boyunu da almayı planlıyorum. Kiehl's'ın avokadolu göz kremi kullandığım kapatıcının altında yoğun nem verdiği için çok memnunum ve bittikçe alıyorum (eğer detaylı yazısını yazmamı isterseniz yorum bırakmanız yeterli). Nemlendirici olarak da yine Kiehl's Ultra Facial Cream'i aldım yanıma. Aslında yazın kullandığımda sivilce yapmıştı (bunda yapısının yaz mevsimi için ağır olmasının payı büyük), ama asıl kullandığım nemlendiricim bittiği için yanıma bunu almak zorunda kaldım. Şaşırtırıcı bir şekilde bu sefer cildimde hiçbir reaksiyon göstermedi.  Şu an eski nemlendiricimi yeniden aldığım için kullanmıyorum.

Yanıma aldıklarımı yeterince sade tutmaya çalıştım ve gerekli olanın dışına çıkmadım. Normal rutinimi çok bozmamaya çalıştım. Yakında cilt bakımıyla ilgili daha detaylı bir yazı paylaşmayı planlıyorum ve hepinize güzel bir haftasonu diliyorum!

Mine facebook / twitter / instagram

First Shoot and Heel Pain...

28 Ocak 2015 Çarşamba


Şimdiye kadar hep kendi fotoğraflarımı kendim çektim. Ya da çaresiz zamanlarda kamerayı bir arkadaşımın eline tutuşturup zorla kendimi çektirmişliğim de vardır. Fakat ne zamanki iş daha profesyonel fotoğraf çeken birini bulmaya geldiğinde aklıma gelen ilk isim Taygun'du. Ufak bir beyin fırtınası yapıp fikirlerimi paylaştığımda sıkılmadan dinledi ve bu projeye dahil olmayı kabul etti. Bu fotoğraflar da pazar günü buluştuğumuzda çektiklerimiz. 

Benim için çok ilginç bir deneyim oldu, kalabalıkta poz vermek ve bazen garip bakışlara maruz kalmak alışmam gereken bir durumdu. Neyseki ortaya çıkan sonuç bütün utangaçlığıma değdi.

Bu arada topukluyla Kızılayda yürümeyi kimseye tavsiye etmem, iki gün ağrısını çektim, ama hiç çalıştırmadığım kaslarımı çalıştırdım diye de seviniyorum bi yandan.

Kıyafet creditlerini de vermem gerekirse; montumu 2 sene önce Giresun'dan almıştım, öyle marka bişey değil. Diğerleri; 
Yüzük: Koton
Jean: Zara
Çanta: Mudo
Şal: Bursa İpek Han'dan 









Fotoğraflar: Taygun Özbıçakçı 

Blogging 101: How I Started Blogging

26 Ocak 2015 Pazartesi


Yeni bir yazı serisiyle karşınızdayım bundan sonra ayda bir yada iki yazı Blogging 101 serisine ait olacak. Bu seri 3.5 senedir içinde olduğum blog dünyası, kendi deneyimlerim ve naçizane tavsiyelerimden oluşacak. Konuya en başından başlamak istediğim için benim bu dünyaya nasıl adım attığımı anlatmak istedim. Eğer şimdiden yazmamı istediğiniz bir konu varsa yorum olarak yazmayı unutmayın!

Dediğim gibi yaklaşık 3.5 senedir aralıklı da olsa blog yazıyorum, (bi durup bi bırakma sebeplerimden şurada ve şurada bahsetmiştim). İlk açtığımda ne yazacağıma dair bir fikrim bile yoktu, İlk bikaç ay hiçbirşey yazmadım, sonra ne yazsam acaba diye düşünürken bir gün "müziği seviyorum e o zaman şarkıcılar hakkında yazayım bari" dedim ve ilk yazımı Pitbull hakkında yazdım (gülmeyin). Daha sonra -tamamen can sıkıntısından- madem bişey yazmak istiyorum o zaman kendi hayatımı yazayım bari dedim (çok kişinin umrundaymış gibi), o sıralar Pucca'nın hala blogunda yazdığı vakitlerdi, düşünün ne kadar eski...Bikaç ay da böyle yazdıktan sonra, o zamanlar daha yeni yeni yükselişe geçen moda bloglarını okumaya başladım ve modadan zerre kadar anlamama rağmen bu sefer de moda hakkında yazmaya başladım.Bukalemunluk benim genlerimde var, hatırlatmak isterim.

Her ne kadar yazma konusunda zayıf olsam da, kendimi blog dizaynı ve html konusunda geliştirdim ben de. Canım sıkıldıkça tema değiştirip yeni headerlar yaptım, bu yüzdendir ki bu konuda kimseye ihtiyaç duymadan işlerimi hallettim. Blog dizaynının bloggerın kişiliğini yansıttığını düşünenlerdenim. Bu arada çirkin temalı çok takipçili blogger görünce hala sinir oluyorum.

Moda yazmayı seviyordum ama diğer yırtık moda bloggerları kadar olamadığım için hep bir eksiklik hissettim. Çok da hakim olmadığım bir alanda ahkam kesmek içten içe komik geliyordu bana. Ama gariptir ki bir yandan da bilinirliğimi artırıyordum. Sonra ani bir kararla tüm eski kişisel yazılarımı sildim. Bu dönem aynı zamanda mezuniyetimde de geldiği için buraları boşlamaya başladım, benimle başlayanlar atı alıp Üskidar'a varmışlardı bile. Bazen insanın öncelikleri değişiyor diyelim kısaca biz bu duruma.

Sonra bazı şeyler yoluna girmeye, taşlar yerine oturmaya başladı. Ben tekrar buraya kesin dönüş yapmaya ve bu sefer daha profesyonelce düşünmeye karar verdim. İnsanların blog okumayı bırakıp youtube izlemeyi tercih ettiklerini düşünenlere de ne aksini kanıtlamayı bir borç bilirim.

facebook / twitter / instagram

Giresun Photo Diary

23 Ocak 2015 Cuma



Yılbaşı için bir hafta izin alıp Giresun'a ailemin yanına gitmiştim. Bu fotoğrafları da tam 31 Aralık günü ani bi kararla fotoğraf makinemi alıp sahil şeridi boyunca yürüyüşe çıktığımda çektim(bulutlu günler bizi yıldıramaz!) Aslında o kadar çok yer vardı ki çekmek istediğim, malum Karadeniz yağmurları ve herkesi göreyim, arkadaşlarımla-ailemle vakit geçireyim derken ancak bu kadar çekebildim. Bu arada aşağıdaki resimlerden biri de sosyal medyada çok ilgi gören Giresun sokak kütüphanesi :)

Son zamanlarda Karadeniz turları moda oldu umarım gitmek isteyen arkadaşları bir nebze olsun heveslendirmişimdir. Bu arada tur planlayanlara da Haziran ayında gitmelerini öneririm.Şimdiden güzel hafta sonları!






Sokak Kütüphanesi-Atatürk Meydanı





Belediye Binası-Atatürk Meydanı


Osman Ağa Meydanı

Glamglow: One Hit-One Miss

21 Ocak 2015 Çarşamba


Ah Glamglow, ne ocaklar söndürdü, ne kredi kartı taksitleri yaktı!

Çok övülen bu maskeleri kil maskesine ihtiyacım olduğu bir zaman, Sephora'nın bikaç ay önce yaptığı indirimle almıştım (fiyatının indirimli olmasına rağmen yine de pahalıya gelmişti) İkisini de 3 aydır belli aralıklarla kullanıyorum ki zaten bu iki maske de her hafta kullanılacak maskeler değil. İçerikleri bi hayli sert olduğu için aşırı hassas ve kuru ciltlere önermiyorum bile. Benim cildim karma ve hassas, iki maskeyi de yaklaşık 2 hafta ara vererek kullanıyorum, fakat alerjik bir reaksiyonla karşılaşmadım. Uygulama içinse düz bir fondöten fırçası işinize yarar, çıkartırken yüzümü ya her zamanki gibi yıkıyorum ya da ıslak sünger yardımıyla çıkarıyorum. Kullanmadan önce homojen olarak dağılması için maskeyi karıştırmanız gerekiyor. Bu arada bikaç yerde maskelerin çabuk kuruduğuna dair yorumlar okudum, kapakları sıkı kapatmakta fayda var, benimkiler ise henüz kurumadı. Şimdi ise asıl meseleye yani iki maske için de ne düşündüğüme gelelim:


Glamglow Youthmud: Bu maske içinde küçük partiküller barındırıyor, bunlar da siz çıkartırken manuel peeling işlevi görüyor. Çok keskin bir nane kokusu, içinde yosun parçaları gibi parçalar var ve bunlar maskeyi sürünce yüzünüzde kalıyor, 20 dakika kadar bekledikten sonra yüzünüzü yıkayıp aynı anda peeling yaparak çıkartıyorsunuz. Sonuç ise mükemmel! Yüzünüzü yumuşacık yapıyor. İlk sürdüğünüz 5 dakika biraz yanma hissi yapabilir, fakat bu geçici bir durum. Aslında tam da özel bir günden önce yüzünüzü pürüzsüz göstericek bir maske bu. Gramajı da Supermud'dan daha fazla.

Glamglow Supermud: Bu ise yine nane kokusu hakim olan, gözenekleri açtığını ve sivilceleri yok ettiğini iddia eden bir maske. İddia eden diyorum çünkü bu ikisini de tam olarak yapabildiğini gözlemlemedim. Hatta ilk kullanımdan sonra sivilcelerinizde artış görebilirsiniz, sonra o sivilceler geçiyor ama siz verdiğiniz paraya yanıyorsunuz. Yine diğer maskede olduğu gibi 20 dakika bekletiyorum ve sünger yardımıyla çıkartıyorum.

İkisi maske de bu parayı ne yazık ki hak etmiyor, şimdilik Youthmud'ın verdiği etkiyi daha çok beğendiğim için ileride belki tekrar alabilirim.

Son olarak hala daha maskelerin taksitlerini ödediğimi belirtmek isterim. Kendimi taksitle Ferrari almış gibi hissediyorum aknfskh

Buying High End Products For The First Time

19 Ocak 2015 Pazartesi

Soldan sağa: Nars Satin Lip Pencil (Yu)-Mac Sweetie-Nars Creamy Concealer (Honey)

1 ay boyunca para biriktirdiniz, sonunda istediğiniz o pahalı ruju öğrenci harçlığınızdan artırıp almaya karar verdiniz. O heyecanlı gün gelip de mağazaya girdiğinizde satış görevlisi sizinle ilgilenmedi bile. Hatta siz kendi imkanınızla rujları denerken size garip garip baktı. Spor kıyafetiniz ve sade makyajlı halinizle sizi pek de umursamadığını düşündünüz. En sonunda kimse bakmayınca hevesiniz kırılıp mağazadan çıktınız.

Bu senaryo benim kısmen başıma gelen bir olay. O günden sonra da o markanın o şubesine bir daha uğramadım. Yine aynı markadan alışveriş yaptım belki ama o gün o mua'da gördüğüm vurdumduymaz tavrı bir daha yaşamak istemedim.

Hala da yüksek fiyatlı ürünler alırken haififten çekingenlik gelir bana, sanki o ürünler çok ulaşılmaz da benim almaya seviyem yetmiyormuş gibi. Aslında bu bir marka stratejisidir. Ürünlerin çok nadide ve ulaşılamaz olduğuna sizi inandırıp sanki bunları satmak, onların bize bahşettiği bir lütufmuş gibi gösterirler. Siz de o ürüne sahip olunca işte bu yüzden kendinizi özel hissedersiniz. Tamamen pazarlama oyunu gibi dursa da aslında drugstore markalarla high end markaları birbirinden ayıran temel unsur bu. Aynı marka çatısı altında bulunan L'oréal ile Ysl'in sadece birkaç içeriğin ve ambalajın farklı olduğu  birbirine muadil ürünler çıkartmasını da bu şekilde açıklayabiliriz,

Ben şimdi sizin hikayenizi duymak istiyorum, sizin high en ürün alırken yaşadığınız komik/histerik bir anı var mı, ya da bir mağazaya girerken sırf ciddiye alınmak için takındığınız tavır? (benim var çünkü)




Welcome To Mineyy 2.0


Eveeet, blogun adı değişti, teması değişti, aslında bu yeni hali hayatımda girdiğim yeni dönemi ve olmaya başladığım yeni insanı da temsil ediyor bi yandan. Mineyy ismi baki kalırken yanına eklediğim 2.0 hem blogun gideceği yeni güzergahı hem de 20li yaşlarda olmayı anlatıyor (bu konuya daha sonra yine değineceğim)

Yeni hayat düzeni yeni kararlar
Bundan önce yazdığım ve bi hayli yorum alan "unblogging" yazımda da bahsettiğim gibi üniversiteden mezun olduktan sonra ciddi bir hayat tarzı değişikliği ve hatta okuduğum şehre geri dönmeme rağmen adaptasyon sorunları yaşadım. Arkadaş çevrem sıfıra indi, kendi çevremi yeniden oluşturmak zorunda kaldım, neredeyse ilk 5 ay yalnızlık depresyonuna girdim. Bu kötü mü sonuçlandı, tabi ki hayır. Eski Mine'yi yıkıp yeni bir Mine inşa etmem gerektiği bir süreçti bu sadece. İlk defa kendi evimi tuttum, ilk defa kendi faturamı ödedim

Bundan sonra bu blogdan neler beklemelisiniz?
Eskisi gibi yine güzellik ve moda hakkında yazmaya devam edeceğim, ama az önce bahsettiğim 2.0 durumu, yani benim gibi 20li yaşlarda olan arkadaşlarım için de yazıcam. Daha çok söylemi olan yazılarla; biz kimiz, hayattan ne istiyoruz, hayatımızı nasıl şekillendiriyoruz ve ne hatalar yapıyoruz, bunları anlatıcam sizlere.

Bundan sonra haftanın 3 günü (Pazartesi-Çarşamba ve Cuma) buraya davetlisiniz.

Bana ulaşmak, fikirlerinizi iletmek için facebook / twitter / instagram