Kolonyalara Bakış Açımı Nasıl Değiştirdim?

15 Mayıs 2015 Cuma


Oldum olası koku hafızasına önem veren biriyim. Sizin de başınıza sık sık geliyordur mutlaka: Bir anda girdiğim bir ortamda aldığım koku ya da birinin parfümü beynimde bir yerlerde anılarımı harekete geçirtiyor. Hal böyleyken bulduğu yerde parfüm koklama diye de bir huy geliştiriyorsunuz. Fakat ironik bir şekilde değişimden haz etmeyen birisi olduğum için de her beğendiğim kokuyu almıyorum. Bunda, kokuları anılarla bağdaştırmamın etkisi büyük tabi. Yıllardır Jil Sander sun kullanırım, yaz kış hiç değiştirmedim. Hatırlarım bir keresinde üniveristede farklı parfüm almıştım, o gün sarıldığım arkadaşım "sen parfümünü değiştirmişsin" dedi. Böyle de hafızalara kazınan bir insanım :p

Yine Tunalı'da gezerken D&R'a girdiğimde mumların olduğu standın hemen yanında bu kolonyaları fark ettim. Ne yalan söyleyeyim önce şişesi cezbetti beni, şekilcilik serde var zaten. Teker teker koklarken Hazan(Autumn) kokusunu beğendim. İsmi hazan diye hemen ağır, kış kokusu gelmesin aklınıza gayet ferah ve çiçeksi bir kokusu var. Çok iyi tarif edemesem de değişik bir albenisi olan bir koku.

Tabi her şey kokuyla bitmiyor. Açıkçası fiyatları biraz tuzlu. 50 ml. kolonya için 18 lira ödedim. Hatta ilk gittiğimde tereddüt edip alamadım bile. Sonra 2 kere daha yolum düştü ve her seferinde gidip gelip acaba alsam mı diye koklayıp durdum. Aklımda bu kadar yer ettiyse demek ki, diyerek "e küçük boyunu alayım o zaman" diye kendimi avuttum.

Ayrıca hediyelik olarak da çok şık bir seçenek olacağını düşünüyorum. Unisex kokular olması da kolaylık sağlıyor. Markanın diğer ürünlerini merak edenler için: Miss Gaya

Bu aralar kolonyalar baya popüler, sizin sevdiğiniz kokular hangileri? (tütün kolonyası demeyin, vururum!)

Mine facebook / twitter / instagram (@mineyy__)

Makyaj Çantası Karıştırıyorum // Ege Tunca

13 Mayıs 2015 Çarşamba


Makyaj meraklısı her insanın makyaj çantası karıştırmak gibi bir huyu vardır. Şu zamana kadar yakın arkadaşlarımdan tutun da iş yerinde lavaboda karşılaştığım kadınlara varana kadar büyük bir arsızlıkla makyaj çantaları karıştırdım.Baktım bu böyle olacak gibi değil en iyisi bunları çekip sizinle de paylaşayım dedim. İlk konuğum da hem evime hem de gönlüme misafir olan Ege Tunca oldu.

Ege'nin daha çok "glam makeup" sevdiğini bildiğimden, makyaj çantasının doluluk oranı beni şaşırtmadı. Mac fırçaları 221(karıştırma fırçası) ve 188(duo fiber fırça) de demirbaşlarındanmış zaten. Ülkemize yeni gelen Urban Decay kapatıcının renk skalasının ne kadar dar olduğundan konuştuk, hatta Ege'ye uymayan renk bana tam uydu orası ayrı komik. Fakat benim için bomba etkisi yaratan ürün Benefit'in Watt's Up aydınlatıcısı oldu. Sürdüğüm andan itibaren yüzümdeki ışıltıyı görmeliydniz!

Resimdeki bazı ürünler için direk kendi görüşünü alalım hatta:



Ege'ye çantasını karışrımama izin verip bana ilk kez kontür yaptığı için; Müge'ye de styling yaptığı ve Ege gittikten sonra makyajıma devam ettiği için için teşekkür ediyorum.


Ege'yle kullandığınız aynı ürünler varsa sizin de yorumlarınızı bekliyorum.
Hatta instagramda makyaj çantanızın resmini çekip, yorumlarınızı yazarak beni de etiketlerseniz, bir sonraki yazımda sizleri de konuk etmek isterim!
Mine facebook / twitter / instagram (@mineyy__)

Blogging 101: İçerik Üretmek

11 Mayıs 2015 Pazartesi


Bir süredir ara verdiğim Blogging 101 serisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şimdiye kadar hangi platformu seçeceğinize, blog dizaynı konusunda nelere dikkat etmeniz gerektiğine değindim. Bunlar bir okuyucuyu blogunuza çekmekte öncelikli şeyler ama o kişinin blogda uzun süre vakit geçirmesini sağlayacak şey kaliteli içeriktir.

Yazacağınız konuları belirlemeden önce kategoriler oluşturmakla başlayabilirsiniz. Ben; bakım, moda, yaşam stili ve blogging üzerine yazıyorum. Çoğunlukla da bu kategorilerin dışına çıkmıyorum, blogum da buna göre şekilleniyor. Mesela kitap ya da teknoloji blogu yazacak birisi yalnızca bu konularla yetinmeyip bunların yanına alt kategoriler de ekleyebilir. Bu hem sizin yazdıklarınızın zenginleşmesini hem de okyucularda bir sonraki yazı için merak uyanmasını sağlayacak.

Kategorileri belirledikten sonra, sıra yazıların konularını bulmakta. Ben genelde önce başlığı bulup, sonra yazıları yazanlardanım. Bir oturuşta pek çok başlığı art arda sıralayıp kendimce liste oluştururum. Ondan sonra ona uygun resim-grafik artık ne gerekiyorsa bulmaya ya da çekmeye çalışırım.

Eğer konu bulmakta zorlanıyorsanız size en büyük önerim; son zamanlarda çözüm getirdiğiniz bir konu ya da kendinizce ürettiğiniz projeler hakkında yazmanız. Kendimden örnek vermem gerekirse nude rujlara alternatif olarak gül kurusunu kullandığımı anlattığım yazı ya da ofiste çalışanlar için kolaylık sağlayan güzellik ipuçlarını paylaştığım yazıyı örnek verebilirim. Yani burda önemli olan insanların sorunlarına çözüm getirebilmiş olmak. Bir kişi sizden faydalanmıyorsa sizi takip etmez. Ben de bana bir şey katmayan insanları takip etmiyorum. Hem blogger hem vlogger olarak. 5 cümleyle ürün incelemesi yapmış bir bloggerla robot gibi yazı okuyan duygusuz video çekmiş bir vlogger aynı şeydir benim gözümde.

Herkesin bildiği şeyleri tekrarlamayın. 

Herkesin aldıklarının, giydiklerinin, taktıklarının aynısını alarak farklı olamazsınız. Özgün olmak sizin değerinizi artırır

Ayrıca yazı serileri başlatmak da yaratıcı bir çözüm olabilir. Böylece hem yeni konu bulma sıkıntısı çekmezsiniz hem de insanlara blogunuza tekrar uğramak için bir fırsat yaratmış olursunuz. Mesela şu an okuduğunuz yazı da böyle bir seri.

Tüm bunların dışında belirli günlerde yazmak da faydalı olacaktır. Bu sistem benim için haftanın 3 günü (pazartesi, çarşamba ve cuma) şeklinde. Dediğim gibi insanlara sitenize dönmeleri için ne kadar çok sebep verirseniz o kadar iyi.

Serinin diğer yazılarını okumak için: Blogging101

Şimdi sizin taktikleriniz alalım, bir yazıyı yayınlamadan önce siz ne gibi aşamalardan geçiyorsunuz?

Mine facebook / twitter / instagram (@mineyy__)

Kısa Saçlarım İçin Ne Kullanıyorum?

6 Mayıs 2015 Çarşamba


Saçlarımı kestirdiğimden beri rutinimde ufak değişiklikler yaptım. Artık farklı model verdiğim için kulandğım birkaç ürün değişti.
Genelde saçlarımın üst kısımlarını maşalıyorum, bu yüzden ısıya karşı koruyucu bir sprey mutlaka kullanmam gerekiyor. Şu ana kadar yalnızca Got2be Guardian Angel'ı kullandım, bence yeterli bir koruma sağlıyor. Kuru saçlarıma sıkıp daha sonra tarıyorum ve kurumasını bekliyorum. Ondan sonra maşalama işlemine geçiyorum.

Kuru şampuan tercihim de Batiste, ki ben orijinal kokusunu seviyorum, daha temiz koktuğunu düşünüyorum. Artık Gratis'te de satılmaya başlandığı için gördüğüm yerde küçük boyunu alıyorum. Beyaz pudralı bir görünüm bırakmasından şikayetçi olanlara; ürünü saçlarında iyice bekletip, diplerine hafifçe masaj yaptıktan sonra saçlarını taramalarını tavsiye ederim. Böylece daha iyi yedirmiş olursunuz.

En son olarak Tony&Guy'ın deniz tuzu spreyini kullanmaya başladım, ama ben banyodan çıkar çıkmaz değil saçlarım kirliyken yani kuru şampuanı uygulayacağım gün kullanıyorum. Saçlarımın normal hali de hafif dalgalı olduğu için etkisi kaybolmuyor. Fakat saçları dalgalı olmayanlar için çok işe yarayacak bir ürün olduğunu düşünmüyorum.

Resmini çekmeyi unutmuşum ama her yıkamadan sonra uçlara yaymadan sadece saç diplerime hacim kazanması için Wella saç köpüğü sürüyorum. Eskiden yapmadığım bir şeydi hatta gereksiz bulurdum ama şimdi vazgeçemiyorum.

Varsa sizin de saç ipuçlarınızı öğrenelim :) Kullandığımız benzer ürünler varsa yorumlarınızı mutlaka bırakın!
Saçlarımın nasıl kestirdiğimi merak edenler için yazısı burada :)

Mine facebook / twitter / instagram (@mineyy__)

Eskişehir Foto-Günlüğü

4 Mayıs 2015 Pazartesi


Eskişehir uzun zamandır gitmek istediğim yerlerin başındaydı. Öğrenciyken bi türlü gidememişken, üstelik de Ankara'ya bu kadar yakınken gitmemek olmazdı. Ben hızlı trenle gitmeye karar verdim, çünkü Eskişehir garı otobüs terminalinden daha merkezi bir yerdeymiş. Yola çıkmadan önce tek başıma gideceğim için Müge'den nerelere uğramam gerektiğine dair ufak tüyolar aldım.
Öncelikle belirteyim Eskişehir'de ulaşım çok kolay, yol iz bilmeden gidip de kaybolmadan her yeri bulabilmişsem siz hiç zorluk çekmezsiniz. İlk durağım Odunpazarı evleriydi. Tarihi dokusu ve sıcacık atmosferiyle sizi hemen içine alan bir yer. Bol bol ara sokakları dolaşıp fotoğraf çektim, yorulunca da çibörek yemek için Kırım Tatar Çibörek Evi'ne gittim.





Odunpazarı civarı pek çok müzenin bulunduğu gezmek için gayet kompakt bir yer. Kurşunlu Külliyesi ve içindeki atölyeleri, Lületaşı Müzesi'ni, Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykel Müzesi'ni gezdim. Hatta seramik eşyalar yapan bir dükkanın atölyesine kadar girip bilgi aldım. Özellikle balmumu heykel müzesine gitmenizi tavsiye ederim.



Daha sonra Adalar'a inip Porsuk Çayı'nın kenarında hem yürüdüm hem de insanları izledim. Bi kafeye oturup  trenimin kalkış saatini bekledim.


Günübirlik gitmeme rağmen hiç azımsanamayacak kadar yer gördüm. Tekrar da gideceğim ama bu sefer yanıma arkadaşlarımı alarak.

Mine facebook / twitter / instagram (@mineyy__)